Ana sayfa Haber-Röportaj Ateş, kan ve ölüm

Ateş, kan ve ölüm

7357
  • Tayfun Çavuşoğlu

Tarih dergisi “Şehrengiz” / Mart 2013 sayısı

* * *

Ateş, kan ve ölüm

Çanakkale Savaşı’nın 100’ncü yılında, yakın tarihimize farklı bir bakış…

Çanakkale Savaşları’nda kazanılan zafer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda “temel taşı” anlamını taşır. Mustafa Kemal Atatürk, bağımsızlığın kazanılmasında en önemli ve ilk büyük engeli henüz çok genç bir kurmay subay olarak katıldığı Çanakkale Savaşları’nda aştı. Çanakkale’de kazanılan özgüven, emperyalizme karşı verilecek mücadelenin itici gücü oldu. Sonunda elde edilen, inancın zaferiydi, yıkıntılardan genç bir devlet elde edebilmekti.

 

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Çanakkale Savaşları’nı iki aşamada değerlendirmekte yarar var. Bunlardan birincisi, 1. Dünya Savaşı’nın en kritik döneminde İstanbul’a ulaşmaya ve Osmanlı başkentini teslim almaya çalışan İngiliz ve Fransız donanmasının 18 Mart 1915’de Çanakkale Boğazı’nın karanlık sularına gömülmesiydi. Türk topçusu ve bahriyelisi Çanakkale Boğazı’nda bir destana imza attı. Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlara çarpan ve en büyük gemileri denizin dibini boylayan İngiliz-Fransız donanması geri dönmek zorunda kaldı.

Savaşın ikinci aşaması ise Çanakkale’yi denizden geçemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransız ordularının bu kez 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapmasıyla yaşandı.

Hint ve A.N.Z.A.C (Avustralya-Yeni Zelanda) birlikleriyle de desteklenen İngiliz ve Fransız orduları Gelibolu Yarımadası’ndaki Türk topçu bataryalarını susturmayı ve böylelikle donanmanın kalan bölümünün Çanakkale Boğazı’nı güle oynaya geçmesini sağlamaya çalıştılar. Düşman askeri Gelibolu Yarımadası’na çıktı çıkmasına ama belli noktalardan fazla ilerleyemedi… Korkunç siper savaşları yaşandı. Yarımadanın her bir karış toprağı, kanla sulandı. Ölüm pahasına vatanını savunan Türk askeri, düşmanın ilerlemesine izin vermedi. 9 ayı aşkın süre devam eden kanlı boğuşma sonrasında İngiliz Harp Kabinesi Gelibolu’dan çekilme kararı verdi. Çanakkale’de zafer Türk ordusunun olmuştu…

Düşman, 525.000 askerle geldiği savaş alanında İngiliz, Fransız, Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve Hintli olmak üzere toplam 284.000 askerini kaybetti. (Buradaki kayıp ifadesi sadece can kaybı değildir. Esaret, yaralanma gibi bir askeri savaş dışı bırakan etkenlerin tümünü ifade eder. İtilaf askerlerinin toplam ölü sayısı 44 bin, yaralı sayısı 97 bindir.)

Vatanını savunan Türk ordusunun kaybı da 253.000 asker olarak kayıtlara geçti. (253 bin kaybın tümü, şehit değildir. Yaralı-esir-kayıp askerler de bu rakama dahildir. Genelkurmay Harp Dairesi kayıtlarına göre, Türk ordusunun verdiği şehit sayısı 57 bindir. Bir hata yapılmakta, ısrarla Türk ordusunun 250 bin şehit verdiği yazılıp söylenmektedir. Oysa yazılı belge ve bilgiler, bu iddiayı doğrulamıyor. Elde edilen, çok büyük bir zaferdir. Şehit sayımızın 250 bin olmasıyla daha da büyük bir zafer mi kabul edilecektir. Ya da şehit sayımızın 57 bin, yaralı sayımızın 174 bin olması, bu muhteşem zafere gölge mi düşürecektir? Tarihi bilgiler konusunda çok özenli olmak zorundayız.)

ÜZERİNE ŞİİRLER YAZILDI

Gelibolu Yarımadası 500 bin askerin kanını döktüğü sayılı savaş alanları arasında yerini aldı. Çanakkale’nin geçilememesi nedeniyle İngiliz ve Fransız askeri desteğinden yoksun kalan Çarlık Rusya’sı devrildi. Ne var ki, savaşın sonraki aşamalarında İngiliz ve Fransız ordularının önünde durmak mümkün olmadı. 1. Dünya Savaşı 1918’de Alman ve Osmanlı imparatorluklarının yenilgisiyle sona erdi. Çanakkale’yi savaşla geçemeyen düşman donanması, acz içindeki padişahın emriyle imzalanan Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından İstanbul Boğazı’na demirledi. İstanbul işgal altına alındı. Vatan toprağı karış karış paylaşıldı. Anadolu; Fransız, İtalyan, Yunan işgalini gördü.

GENÇ KUŞAKLARA TAVSİYE

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolu, bugünkü Türkiye’yi anlayabilmek için, Çanakkale Savaşları’nı iyi bilmek, Gelibolu’yu çok iyi anlamak gerek… Çanakkale 1915’i tam anlamak için… O havayı teneffüs etmek gerek… Kısacası Çanakkale’yi, Gelibolu’yu görmek gerek… On binlerce askerimizin vatan toprağını korumak adına seve seve ölüme gittiği Gelibolu Yarımadası’nı görmeden, bugünkü Türkiye’yi anlamak da zor, Kurtuluş Savaşı’nı ve Türk Aydınlanma Devrimi’ni anlamak da…

HURAFELER HERKESİ YILDIRDI

Çanakkale Savaşları üzerine yazıyan çok sayıda kitap var. Bunların bir bölümü, tarih kitabı-belgesel niteliğinden öte, Çanakkale’de savaşan yüzbinlerce vatan evladının manevi hatırasına fütursuzca saldıran, savaşı elinde tüfek-süngü düşmanla boğaz boğaza çarpışanların değil de, gökyüzünden beyaz atlara binerek gelen ermişlerin kazandığını anlatabilecek kadar karapropaganda eseri. O gün orada olan, Çanakkale’yi, savaşı yaşayan. acılara tanık olan kimsenin böyle bir iddiası yok… Ama bazıları iyice ileri gidiyor, İslam peygamberi Hz. Muhammed‘in de Çanakkale’ye gelip, yalınkılıç Türk ordusuyla birlikte savaştığını iştahla anlatıyor. O tür anlatımların hiçbir yerinde, hazreti peygamberin neden, Osmanlı ordusunun katıldığı yakın tarihlerdeki diğer savaşlarda (örneğin Balkan savaşlarında, örneğin Trablusgarb’da ya da 90 bin askerimizin Sarıkamış harekatı sırasında donarak öldüğü karlı dağlarda) görülmediğine dair tek cümle yok. Çünkü o tür yazıları kaleme alanların derdi tarih anlatmak değil, -güya- dini propaganda yapmak.

Son zamanlarda moda olan ‘Aman Mustafa Kemal adı geçmesin de, kimin geçerse geçsin’ yaklaşımının ürünü olarak kaleme alınmış sözde tarih kitapları da (hatta ansiklopedileri) var piyasada. Hiç sıkılmadan, “Mustafa Kemal Bey’in rütbesi ne ki, topu topu bir ihtiyat tümeninin kumandanı, ne yapmış da Çanakkale’de zafer kazanmış? Ordu komutanı, kolordu komutanları ne güne duruyormuş?” veya “Aslında Çanakkale’de Mustafa Kemal’in esamesi okunmuyor. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı olduktan sonra, Çanakkale’de bir zafer icat edildi, zafer de Mustafa Kemal’e mal olundu” diye yazabilenler de var… Aynı kişiler (Aman Mustafa Kemal olmasın da, kim olursa olsun anlayışıyla) zaferin tüm onurunu Osmanlı Devleti’nin 5’nci Ordu Komutanı Liman von Sanders‘e yazabilmek için olmadık numaralara başvuruyor, cümlelere takla attırıyorlar…

Kim ne demiş, neden ve nasıl demiş, doğrusu nedir? Bu sorular da elbet satır satır cevabını bulacaktır…

.
Kaynaklar:
Alan Morhead, “Gelibolu”, Doğan Kitap, 7. Baskı, Şubat 2007
Erol Mütercimler, “Korkak Abdül’den Jolly Türk’e –Gelibolu 1915”, Alfa Yayınları, Cep Baskı 1-2, Mart 2009.
Ian Hamilton, “Gelibolu Hatıraları 1915”, Örgün Yayınları, 2. Baskı, 2006
İsmail Bilgin, “Çanakkale Savaşı Günlüğü”, Timaş Yayınları (Çanakkale Kitaplığı), 1. Baskı, Mart 2009, “Çanakkale Destanı – Gerçek Efsanelerin Öyküsü”, Timaş Yayınları, 8. Baskı, Mayıs 2011
İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, Bilgi, birinci basım, Ekim 2008
Mustafa Kemal, “Arıburnu Muharebeleri Raporu”, Yayına Hazırlayan Uluğ İğdemir, TTK, 1986
Nigel Steel, Peter Hart, “Gelibolu – Yenilginin Destanı”, Epsilon Yayınları, 3. Baskı, Mart 2005
Ruşen Eşref, “Mustafa Kemal Çanakkale’yi Anlatıyor”, Karma Kitaplar, birinci basım, Ekim 2007
Şevket Süreyya Aydemir, ‘Tek Adam’, Cilt 1-2-3, Remzi Kitabevi, 1999, 18. Basım
Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, Bilgi, 4. Basım, Ekim 2005; “Diriliş – Çanakkale 1915”, Bilgi, 2. Basım, Mart 2008; “1881-1938 Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi”, Bilgi Yayınevi, 3. Basım, Eylül 2009
Tim Travers, “Gelibolu 1915”, Elips Kitap, 1. Baskı, Şubat 2008


SAVAŞ DEMEK, ÖLÜM DEMEK

Çanakkale Boğazı’nda yaşanan deniz savaşının adı deniz savaşıdır ama iki donanma arasında geçmez. Müttefik donanması, Boğazın iki yanındaki Türk topçu tabyalarını susturup Çanakkale Boğazı’ndan geçip İstanbul’a gitmek ister, 18 Mart 1915’te asıl büyük harekata girişir, Türk savunması buna müsaade etmez. Düşman bakar ki, donanmanın denizden geçebilmesi mümkün olmuyor, tabyaları ele geçirerek (çünkü bu tabyaların top atışı altında mayınları temizlemek imkânsız) Boğazı birleşik donanmaya kesin olarak açmak için 25 Nisan 1915’te kara harekâtına girişir.

Deniz harekâtının da, aynı donanmanın sahile çıkan müttefik askerlerini bombardımanla desteklediği kara harekâtının da nihai amacı, Çanakkale Boğazı’nı, İstanbul’a doğru dümen tutacak olan birleşik donanmaya açmaktır. Tek hedef Osmanlı Devleti’nin başkentidir. Bu nedenle o bölgedeki savaşı, deniz-kara diye birbirinden ayırmanın kendi içinde çok fazla mantığı yoktur. Tek kalemde Çanakkale Savaşı ifadesi, tümünü içine alır.

Her yıl 18 Mart’ta tören yapılmakla birlikte, organizasyonlar Çanakkale Zaferi adı altında deniz-kara savaşlarının tümü için düzenlenmekte, on binlerce aziz şehidimiz topluca anılmaktadır.

 

ÇANAKKALE SAVAŞI’NDA BURSALILAR

Çanakkale Savaşı sırasında en fazla şehit veren iller sıralamasında 3.737 şehitle ilk sırada bulunan Bursa’yı, Balıkesir (2.779), Konya (2.488), Kastamonu (2.425), Denizli (2.195), Manisa (2.174), Çanakkale (1.788) takip ediyor.

Uludağ Üniversitesinden Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Bursa Defteri’nin Eylül 2006 tarihli 27. sayısında, kara savaşlarında şehit olan Bursalı askerlerin görevli oldukları birliklere ilişkin geniş bilgi aktarıyor. Aynı sayıda, Çanakkale şehidi Bursalı askerlerin listesi de yer alıyor. Oğuzoğlu, tedavi altındayken hastanelerde sehit olan Bursalı asker sayısının da 1.416 olduğuna işaret ediyor.

Çeşitli birliklerde görev yapan Bursalı askerlere ilave olarak, Gelibolu’da Bursa Jandarma Taburu da bulunmaktadır.

Binbaşı Tahsin komutasındaki Bursa Jandarma Taburu İngilizlerin ağustos ayı başında Suvla’ya yaptığı çıkarmaya karşı koyan iki kahraman taburdan biridir. İngiliz kolordusunun 20 bin kişilik askeri karşısında iki tabur Türk kuvveti vardı. Bunlar Gelibolu ve Bursa Jandarma taburlarıydı.

Gelibolu Jandarma taburu Anafartaların kuzeyindeki Kireçtepe sırtlarını kapatırken, Bursa Jandarma taburu yaklaşık bin kişilik kuvvetiyle karaya çıkan düşman askerlerine karşı Anafartalar ovasını savunacaktı. 20 bin kişiye karşı bu küçük kuvvet son derece akıllı ve cesur bir taktikle oyalama muharebesine girişildi. Düşmanın âtıl ve çekingen hareketi, Bursa jandarma taburunun kendini feda edercesine düşmana karşı koyuşu, Saros bölgesinden gelecek iki tümene son derece kıymetli saatler kazandırdı.

Bu tümenlerin bölgeye ulaşmasıyla Anafartalar Grubu kurulacaktır. Ahmet Fevzi Bey’in daha ilk gün görevden alınmasıyla Albay Mustafa Kemal Anafartalar Grubu komutanlığına atanacak, ertesi sabahki Türk hücumunun ardından elde edilen Anafartalar Zaferi, bir anlamda savaşın sonunun habercisi de olacaktır.

 

‘KEMALYERİ ADI NASIL DOĞDU’

Çanakkale Kara Savaşları’nın ilk günüdür… 25 Nisan 1915…

Düşmanın Arıburnu’nda yaptığı ilk çıkartma harekatını takiben Kolordu Komutanı Esat Paşa’dan talep ettiği taarruz emir alamamasına rağmen harekete geçen 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey, adı sonradan tarihe altın harflerle geçen 57. Alay’ı yanına alarak  Kocaçimen’e yürümüştü. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey, 57. Alay’ı 5-10 dakikalığına istirahate geçirir, kendisi daha ileri giderek gözlem yapmak ister, binbir zorlukla Conkbayırı’na geçer. Bu sırada düşman kuvvetlerinin kaçan bir grup Türk askerini önüne katıp ilerlediği görür. Düşman askeri Mustafa Kemal’e, Kocaçimen’deki 57. Alay’dan daha yakındır. Düşman durdurulamazsa, gelip kendi kuvvetlerini de mahfedecektir. Bu esnada çok bilinen o diyalog yaşanır. Düşman önünde geri çekilen Türk askerinin önüne dikilir, “Düşmandan kaçılmaz!” diye bağırır… “Cephanemiz yok” yanıtına da derhal emirle karşılık verir: “Süngünüz var ya! Süngü taakkkk, yattt!”

Çanakkale Savaşları’nın kaderinin değiştiği andır bu. Düşman süngü takıp yatan Türk askerini görünce duraklar, arazinin özelliklerini de pek bilmediğinden olsa gerek, takviye beklemek üzere düşman erleri de yere  yatar… Bu sırada 57. Alay’ın birlikleri de yetişmiştir. Kritik dakikalar geçer… Düşman askerinin sayısı 8 taburdan fazladır. Mustafa Kemal’in elinde bu kadar kuvvet yoktur. Fakat derhal süngü taktırır, bir dakika sonra da taarruz emrini vermiş ve taarruz başlamıştır. Kendisi Conkbayırı’ndan harekatı idare eder.

Mehmetçik o gün orada düşmana saldırdı, ölümüne boğuştu… Düşman dayanamadı ve sahile kadar geri çekildi.

Mustafa Kemal’in inisiyatif kullanmaktan kaçınmayan bu tavrı, Kocaçimen Tepe’yi ele geçirip kara harekatının daha ilk gününde Boğaz’daki müstahkem mevkileri susturmayı -dolayısıyla da daha ilk gün savaşı kazanmayı- hedefleyen İngiliz planını başarısızlığa mahkum eder.

Düşman Arıburnu’na o gece 5 İngiliz tümeni daha çıkarır (25-26 Nisan 1915). Bu bir küçük ordu demektir. Halbuki bizim kuvvetlerimiz yetersizdir. Haberleşme ağı yoktur, yiyecek kısıtlıdır, Mustafa Kemal’in emrine birkaç birlik daha verilir, ertesi gün iki alay ilavesiyle takviye edilir. Türk askeri, sayıca azlığına rağmen düşmanı bir tek adım bile ilerletmemek için ölümüne savuşmaktadır. Yarbay Mustafa Kemal’in o gün ve daha sonra çarpışmaları yönettiği yer,  “Kemalyeri” olarak adlandırılır…

Bugün Gelibolu Milli Parkı’nda savaş bölgelerini ziyaret edenler için, Kemalyeri özel önem taşır. O küçücük alan, Türk milletine bir kahramanın, büyük bir komutanın, büyük bir liderin armağan edildiğine dair işaretlerin ilk ortaya çıktığı yerdir…

MUSTAFA KEMAL BEY ANLATIYOR

“…Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı vak’asını anlatmadan geçemeyeceğim. Mütekabil siperler arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak… Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuranı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelimei şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.”

İŞTE GERÇEKLER

“Çanakkale savaşlarını ye hiç bilmeyen ya da bildiğini de çarpıtarak anlatan yazarların ‘yarbay’, ‘yedeğin yedeği’, ‘geri planda görevli’, ‘harekat subayı‘ diye önemsizleştirmek için çırpındıkları M. Kemal hakkında birkaç kısa not:

Mustafa Kemal savaşa yarbay olarak başlamıştır ama beş hafta sonra, 1 Haziran 1915’te albay olacaktır. Savaşın daha ilk haftasında, 30 Nisan’da gümüş imtiyaz madalyası alır, bunu altın ve gümüş liyakat madalyaları izleyecektir.

8 Ağustos’ta Anafartalar Grup Komutanlığına getirilir. Bu görevi Çanakkale’den ayrıldığı tarih olan 10 Aralığa kadar sürecektir. Anafartalar Grup komutanı olarak emri altında 3 kolordu (2, 15 ve 16’ncı kolordular) toplanır. Bu, ordu komutanlığı niteliğinde bir komutanlık demektir. Çanakkale Savaşı boyunca, Liman Paşa dışında hiçbir komutan, bu kadar uzun zaman, bu kadar çok birliğe ve bu kadar geniş bir alana komuta etmemiştir.”  (Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, s.112)

“…Mustafa Kemal’in ihtiyat komutanlığı, muharebenin başlamasıyla biter. Muharebenin ilk gününden itibaren Arıburnu Kuvvetleri Komutanı olur, kuruluşundaki üç piyade, bir topçu alayına ilaveten bir piyade alayı daha emrine verirler, yani ilk gün beş alaya komuta eder. 27 Nisandan itibaren 7 alaya yani iki tümene, 1 Mayıstan itibaren 11 alaya yani yaklaşık 4 tümene komuta eder ve rütbesi yarbaydır. (bir ay sonra, 1 Haziran’da başarısından dolayı albaylığa yükseltilir, savaşın geri kalanında birliklerini bu rütbeyle yönetir) Anafartalar Grubu Komutanı olduğu 8 Ağustos’tan itibaren önce 8 tümene, sonra 3 kolorduya olmak üzere yaklaşık 10 tümene komuta eder. Mustafa Kemal’in emrindeki kuvvetler, Kuzey Grubu ile Güney Grubu kuvvetlerinin toplamından daha büyüktür ve cephedeki kuvvetlerin yarısından fazlasına komuta etmektedir.” (Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi, s.184)

Anlamak isteseler de, istemeseler de gerçek tam anlamıyla budur… Mustafa Kemal için söylenilen “Kısmi başarısı vardır”, “rolü abartılmıştır” gibi cümlelerin gerçekle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Daha çıkartmanın ilk saatlerinde Yarbay M. Kemal ve bağlı birlikler savaşa girmiştir. Bu andan itibaren de (ordu yedeği – ihtiyat) kelimesinin doğal olarak bir anlamı kalmamıştır. Albay M. Kemal, ağustos ayı başında grup komutanlığı görevini devraldığı tarihten itibaren cephedeki tüm birliklerin yarısından fazlasına komuta etmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı’nın başlangıcında ‘yarbay’ rütbesindedir… Bir ay sonra ‘albay’ olur ve savaşın kalan bölümünde kuvvetlerini bu rütbeyle yönetir. Ama bazı kesimler Çanakkale ve Mustafa Kemal isimleri yan yana geldiğinde, albay rütbesini görmezden gelirler, ısrarla ‘Yarbay M. Kemal’den söz ederler… Nedenini tahmin etmek, zor olmasa gerek!

Çanakkale Savaşı konusundaki İngiliz Resmi Tarihi’ni yazmış olan bir askere kulak verelim.

General Aspinall Oglander:
“19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in 25 Nisan 1915’te Arıburnu bölgesindeki durumu derhal kavramış olması ve inisiyatifini kullanarak 57. Alay’la yapmış olduğu taarruz, Çanakkale Savaşı’nın sonunu tayin etmiştir. Bir tümen komutanının inisiyatifiyle giriştiği hareketler sonucu, bir savaşın ve hatta bir ulusun kaderini değiştirecek büyüklükte bir zafer kazandığı tarihte pek az görülür.” (Aktaran: İbrahim Artuç, 1915 Çanakkale Savaşı, Kastas yayınları, s.203, 204)

* * * 

“Çanakkale 1915″ yakında çıkıyor

Tayfun Çavuşoğlu’nun yazdığı ve yakın tarihimizin bu önemli dönemine ilişkin tartışmaların ele alındığı “İftiralar, Yalanlar, Polemikler – Çanakkale 1915″, dayanaksız iddiaları ve tarihi gerçekleri ortaya seriyor. Çok yakında raflarda yerini alacak kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında şu ifadeler bulunuyor:

“…Çanakkale Savaşı üzerine özellikl1.BASKI-tanitim (1)e son yıllarda yazılan kitaplarda doğru ve dürüst yaklaşımlara da, cehaletin, aymazlığın, tarihe ihanetin ve yalanın bin bir türlüsüne rastlamak da mümkün…
Öylesine şaşkınlık yaratacak örnekler var ki… Kimisi, deniz savaşları (18 Mart) ile Gelibolu’daki kara savaşlarını (25 Nisan) kronolojik olarak ayırt edebilecek bilgiden bile yoksun!
Çünkü gerçeği ideolojiye kurban etmeyi kafaya koymuşlar bir kere… Tek amaç, her ne pahasına olursa olsun Çanakkale’den Mustafa Kemal’in adını silip atmak…
Mustafa Kemal’in adı geçmesin, Mustafa Kemal o başarıdan pay almasın yeter! Varsın verdikleri tarihler de, sayılar da, orduların muharebe düzenleri de yalan-yanlış olsun, ne çıkar!

Meydan boş zannedilmesin… İşte polemik konuları, yalanlar, iftiralar ve tarihi gerçekler…”

“Çanakkale 1915″ kitapçınızda / Sipariş