Ana sayfa Kim Ne Dedi Dedeler ve torunları

Dedeler ve torunları

3383

Mehmet Ali YILMAZ / 23 Mart 2015 – Gazete Bursa

“Cephanesi bittiği için artık kaçmaktan başka çaresi kalmayan küçük Türk müfrezesi süngü takıp yere yatınca düşmanın ilerlemesi duraksamıştı.
Yarbay Mustafa Kemal’in haber gönderdiği 19’ncu Tümen’in mola vermiş birlikleri de marş marş’la koşar adım geliyordu.

Mustafa Kemal Bey’in anılarından dinliyoruz:

“…Kolun başında bulunan bölük yetişti. Bu bölüğe, cephanesiz bölüğü takviye edip, düşmana ateş açmasını emrettim. Yanıma gelmiş olan 57’nci Alay 2’nci Tabur Komutanı Yüzbaşı Ata Efendi’ye bütün taburlarıyla bu bölüğü takviye ederek 261 rakımlı tepe üzerinden düşmana taarruz etmesini emrettim. Cebel bataryasına su yatağında mevzi aldırarak düşman piyadesi üzerine ateş açtırdım. Dereye saptığından biraz geciken diğer tabur, kumandanı üzerinden açılarak taarruza katıldı. Bundan sonra iki alay kumandanına bütün alayı ile benim işaret ettiğim yönlerden düşmana taarruz etmesini emrettim…”

…Yarbay Mustafa Kemal’in o gün ve daha sonra çarpışmaları yönettiği yer, “Kemalyeri” olarak adlandırılır. Bu gün Gelibolu Milli Parkı’nda savaş bölgelerini ziyaret edenler için, “Kemalyeri” büyük bir anlam taşır. O küçücük alan Türk milletine bir kahramanın, büyük bir komutanın, büyük bir liderin armağan edildiğine dair işaretlerin ilk ortaya çıktığı yerdir…”

Sevgili Tayfun Çavuşoğlu’nun kaleme aldığı “Çanakkale 1915 İftiralar, Yalanlar, Polemikler” isimli kitabı okumaya başladım şu sıralar.

Son derece hoş, aydınlatıcı bir çalışma yapmış Tayfun Çavuşoğlu ve daha da mühimi, çok önemli bir boşluğu doldurmuş bu konuda ortaya koyduğu eserle.

Ama benim gerek Kurtuluş Savaşı, gerekse Çanakkale Savaşı’nda yaşanan olaylara, verilen mücadelelere karşı aşırı bir zaafım, üstesinden gelemediğim çok yoğun bir duygusallığım var nedense.

Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabını okurken her elli sayfada bir gözyaşlarımı tutamamış, hıçkırıklara boğulmuştum da o gün açık havada elimde kitapla beni habire ağlarken gören insanlar “bir şey mi var” diye yanıma gelip sormuşlardı?!.

Keza yine Özakmanın “Diriliş-Çanakkale” kitabını okurken de o hallleri yaşamıştım ne yalan söyleyeyim.

İşte onun için de kendi kendimle kalmayı daha çok seçeceğim bir zaman dilimini bekliyordum Tayfun Çavuşoğlu’nun yazdığı kitabı okumak için biraz da bu durumdan korkarak!

Bereket versin ki sevgili Tayfun kitabını biraz da didaktik bir dille yazmış. Yani aynı zamanda çok öğretici ve ders ve bilgi verici mahiyette bir eser çıkmış ortaya.

“Çanakkale 1915 İftiralar, Yalanlar, Polemikler” isimli bu çalışma Kastaş Yayınları’ndan. Tüm kitapçılarda mevcut. Herkese mutlaka öneririm.

* * *

İnsan beyni bir konu üzerinde düşünüp çalışınca, o duruma ilişkin bilgi ve objeler de bireyin karşısına çıkıveriyor ne hikmetse!

Ben bunu çok yaşadım, mıknatıs gibi çekiveriyorsunuz etraftan üzerinde düşündüğünüz şeyin farklı unsurlarını.

Geçen gün bir dost ziyareti sırasında tesadüfen orada bulunan bir bey durup dururken yüzüme bakarak demesin mi “bizim hanım da davayı kazandı” diye!

Pardon! Sizin hanım kim?
“Hani daha önce yazmıştınız, “Yayınımız ses getirdi” diye?”

Haa! Sizin eşiniz hangisi?
“Gülsüm Anafarta”

Şimdi oldu işte. Daha önce kaleme aldığımız “Gavur mu bu insanlar ve Yayınımız ses getirdi” başlıklı yazıları okuyanlar anımsayacaklardır.
Bursa Büyükşehir Belediyesine kapatılan İl Özel İdaresinden gelen bir genel sekreter yardımcısıyla dört daire başkanı ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yıllardan beri görev yapmakta olan bazı daire başkanlarına uygulanan “gavur eziyetini” anlatmıştık.

Başkalarına yer açmak için görevlerinden alınan bu insanların bulundukları yerdeki elektrikleri kesilip, kaloriferleri kapatılmış ve ardından da uzak ilçelere sürgüne gönderilmişlerdi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi eski Çevre ve Koruma Daire Başkanı Bahattin Kuşoğlu, Zabıta Daire Başkanı Esat Yalman, Kaynak Geliştirme ve İştirakler Daire eski

Başkanı Gülsüm Anafarta ve Kültür ve Sosyal İşler Daire eski Başkanı Enver Fatih Karakoç gibi uzun yıllarını hizmet etmekle geçirmiş değerli bürokratlara uygulanan zulmü kaleme almıştık o yazılarda.

İşte onların tümü görevlerine dönebilmek için açtıkları davaları kazanmışlar.

Hatta Bursa Büyükşehir Genel Sekreter Yardımcısı Neşet Çakmaklı görevden alınıp yerine, mahkeme kararıyla dönen Ayla Yenidünya atanmış.
Mahkemeden tebligatların gelmesiyle birlikte diğerleri de eski görevlerine iade edileceklermiş.

Sevindim, umarım tekrarı yaşanmaz.

“Sizin” dedim, “isminiz ne” karşımdaki beye?

“Ahmet Faik Anafarta”

Peki, bu Anafarta?

“Evet” dedi, “dedem Ahmet Faik Anafarta, Çanakkale’de Atatürk’le beraber savaşmış. Binbaşıymış o sıra rütbesi. Soyadımız oradan geliyor. Ben doğmadan iki sene önce de vefat etmiş. Dedemin ismini koymuşlar bana da. Ömrünün sonuna dek başında savaştan kalan bir şarapnel parçasının bıraktığı izle yaşamış rahmetli gazi dedem.”

Gazi Anafarta ayrıca 6 sene boyunca da Yemen’de de savaşıyor bu millet, bu devlet için.

Aynı zamanda kurtuluş savaşı kahramanlarından olan Çanakkale Gazisi Ahmet  Faik Anafarta daha sonra da Kuvva-i Milliye Hareketi’ne katıldığı gerekçesiyle  Osmanlı yönetimi tarafından rütbe sökme cezasına çarptırılıyor.

Dedeleri vatan için bir an bile çekinmeden canlarını ortaya koymuşken bu insanların, bu gün torunlarıysa o büyük insanların hatırasına şu kadarcık saygı duyulmaksızın hiç acımadan sürgün üstüne sürgünle büyük eziyetlere maruz bırakılıyor.

Çok yazık.

Çanakkale Savaşı’nda Mustafa Kemal’in rolü ne?
İftiralar, Yalanlar